(Süre her test için 30 saniyedir.Toplam 1,5 dakika..)


 C'yi bulun. imleç yardımı almayınız. 

 
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOCOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO

Eğer C'yi bulduysanız, şimdi de 6'yı bulun 
99999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999
99999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999
99999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999
99999999996999999999999999999999999999999999999999999999999999999
99999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999
99999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999

Son olarak N'yi bulun biraz daha zor gibi.. 
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMNMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM

Bu bir şaka değildir. Üç testi de geçebildiyseniz, 
Nörologunuza yıllık ziyaretinizi iptal edebilirsiniz.

Beyniniz muhteşem çalışıyor ve Alzheimer hastalığından uzaktasınız.


Doğalgaz ile çalışan cihazlar, işletme(çalıştırma) maliyetlerini azaltırlar. Çünkü doğalgaz diğer yakıtlara oranla en ucuz ve verimli yakıttır. Bununla birlikte doğalgazın verimli kullanılabilmesi için bazı kurallara uymak gerekir.

 Ev Isıtması:
1. Çatı izolasyonunuz yetersiz ise izolasyonunuzu uygun bir şekilde yaptırınız. Çatınızdaki ısı kaybınız %20 civarındadır. Bu şekilde ısıtma maliyetinizi azaltabilirsiniz.
2. Sistemlerinize zaman ayarlı termostat monte ettirdiğinizde veya zaman ayarlı termostatı bulunan cihazlar kullandığınızda gaz tüketiminiz optimize olacaktır.
3. Kapı ve pencerelerinizi yeniden yaptırırken izoleli malzemeler tercih ediniz. Konutlardaki tüm ısı kaybının %15’i pencere ve kapılardan olmaktadır. Mevcut izolesiz kapı ve pencerelerinizin kenarlarındaki boşlukları pencere süngeri ile kaplayınız.
4. Doğalgaz sobası kullanıyorsanız, soba filtrenizi cihazı kullanmaya başladığınız mevsime  girdikten sonra her ay kontrol ediniz, gerekiyorsa değiştiriniz.
5. Verimli kullanma oda konforu 19 derecedir. Oda termostatı olduğunda 1 derece düşer ve yakıt tüketiminde %6 tasarruf sağlanır.
6. Termostatınızı, bir günden fazla evden uzak kalacaksanız, kapatınız.
7. Sıcaklığın içeride kalması için geceleri perdelerinizin örtülü olması büyük enerji tasarrufu sağlar. Pencerelerinizden güneş çekildiği zaman perdelerinizi kapatınız.
8. Soğuk havalarda sıcaklığı içeride tutmak için duvar veya pencere klimalarının dış havayla temas eden bölgelerini engelleyiniz. Tüm ısı kayıplarının %10’u yeniden ısıtılmak zorunda olan hava hareketlerinden dolayı gerçekleşir. Fakat bacalı veya bacasız tipte doğalgaz cihazlarının bulunduğu ortamlarda bulunması zorunlu olan 100 cm2 net geçişli havalandırma menfezini kesinlikle kapatmayınız.
9. Radyatörleri mobilya ve benzeri eşyalar veya perdeler ile engellemeyiniz, kapatmayınız. Radyatörler örtülürse %15 yakıt tüketimi artar.
10. Bulunduğunuz ortamın konfor şartlarına uygun olarak ısınma cihazını ayarlayınız.
11. Bacalı cihazları dolapların içerisine yerleştirmeyiniz. Bu durum cihazların ortamdan yanma havası almasını engeller ve yanma verimi düşer.

12. Gece, gündüz ısınan evleri %50-%55 rutubetlendiriniz. 18°C ısınan bir odanın rutubetlendirilmesi halinde hissedeceğiniz efektif konfor sıcaklığı 20°C üstünde olacaktır. Çünkü, nemli hava sıcaklığı daha iyi tuttuğundan, buharlaşma azalacak vücudunuz daha az ısı kaybedecektir.

13. Radyatör arkalarını yalıtınız ediniz.

14. Perdelerinizin radyatör önünü kapatmamasına dikkat ediniz

Osmanlı'ya yakışır bir hayat yaşadı
Sultan II. Abdülhamid'in torunu Osman Ertuğrul Efendi, sürgünden ebediyete irtihal etti. Ardında, ecdadına yakışır bir hayat bıraktı...

İstanbul'da bir huzurevinde yaşayan Sultan Reşad'ın torunu Emine Mukbile Sultan'ı hanedan mensupları zaman zaman ziyaret ediyordu. Abdülhamid'in torunu Osman Ertuğrul Efendi ile eşi Zeynep Hanım da 1994'te Mukbile Sultan'ın hatırını soranlar arasındaydı. Sultan, bu vefa karşısında ağlamaya başlayınca Osman Ertuğrul Efendi, vakarını koruyarak onu teselli etti: "Vatan toprağındasınız. Burada Türkler var. Niye ağlıyorsunuz?" Hanedan reisliği de yapan Mukbile Sultan'ın eşi Ali Vasıb Efendi hatıratında, kuzeni Osman Efendi'yle ilgili şunları dile getiriyor: "Zeki, terbiyeli, hoş, haysiyetini koruyor ve birçok lisanlara aşina, takdir ettiğim ve sevdiğim bir kardeşimdir. Son derece vakarlı, ailesini her yerde ve her vesile ile tutan, şerefli bir genç idi." Yakınındakilerin ise "Kompleksleri yoktu. Hiç kimseyi suçlamazdı, küçük şeyleri konu bile etmezdi, her zaman pozitifti." diye anlattığı Osman Ertuğrul Efendi, geçen hafta (23 Eylül) vefat etti. Sultan Mahmud Türbesi'nde, dedesi Abdülhamid'in yanına defnedildi.

97 yaşındaki Osman Efendi, böbrek ve solunum yetmezliği sorunu yaşıyordu. 700 yıllık Osmanlı hanedanlığı geleneği dikkate alındığında, ailenin en uzun yaşayan üyesi unvanını almış oldu. Ailede en uzun yaşayan üye bugüne kadar Sultan Abdülhamid'in kızı Şadiye Sultan idi. 1977'de vefat ettiğinde 91 yaşındaydı. Ertuğrul Gazi 90 sene yaşadı, Kanuni Sultan Süleyman ise vefat ettiğinde 72'sindeydi.

Sultan Abdülhamid'in en sevdiği erkek çocuğu olarak bilinen Burhaneddin Efendi ile Aliye Melek Nazlıyar'ın evliliğinden iki çocuk oldu. 1911'de Mehmed Fahreddin, 31 Ağustos 1912'de ise Osman Ertuğrul dünyaya geldi. Osman Efendi, kamuoyunda bilinenin aksine sarayda değil, babasının Nişantaşı'ndaki evinde doğdu. Bu esnada dedesi Sultan Abdülhamid, Selanik'teki Alâtini Köşkü'nde zorla tutuluyordu. Torununun doğumundan 2 ay kadar sonra İstanbul Beylerbeyi Sarayı'na getirildi. Ancak torunu ile birlikte fazla zaman geçiremedi. Zaten Osman Ertuğrul, dedesini hatırlayacak yaşta değildi. Sultan Abdülhamid 1918'de vefat ettiğinde o 7 yaşındaydı. 2004 yılında Aksiyon'a verdiği röportajda dedesi ile ilgili şunları anlatmıştı: "Biz büyükbabamızı her istediğimizde göremiyorduk. Müsaade ile gidiliyordu. Zannedersem bugün yaşayanlar arasında Abdülhamid ile yüz yüze gelen benden başka kimse yoktur. Kendisini 2-3 defa gördüm. Kanepede oturuyordu. Çocukları severdi. Büyükbabamın Beylerbeyi'nde öldüğü odada dua ettim."

Sultan Abdülhamid, padişahlığının son yıllarında cuma selamlıklarına giderken arabada yanına en sevdiği oğlu Burhaneddin Efendi'yi oturturdu. 1617'den beri padişahlık tahtına ekber ve erşed (yaşça daha büyük ve reşit) olanlar geliyordu. Abdülhamid'den sonra sıra Mehmed Reşad Efendi'deydi. Sultan Abdülhamid ise imparatorluğu yönetebileceğine inandığı oğlu Burhaneddin Efendi'nin tahta geçmesini arzu ediyordu. Hatta hanedan kanununu değiştirmeyi bile düşündüğü ileri sürülüyor. Bu yüzden kardeşi Mehmed Reşad ile arası açılmıştı Abdülhamid'in.

Burhaneddin Efendi küçük oğlu Osman Ertuğrul'u sık sık Avrupa seyahatlerine götürüyordu. Mart 1924'te Osmanlı hanedanına mensup kişiler yurt dışına sürgün edildiğinde de 12 yaşındaki Osman ve ağabeyi, tahsil için gittikleri Viyana'daydılar. 155 kişilik hanedan ailesinin ülkeden gönderilmesine karşın Osman Ertuğrul o esnada İstanbul'da olmadığı için "Ben kovulmadım!" diyordu bu trajik hikâyeye ilişkin. Osman Efendi, sürgün döneminde babasının parası olup olmadığı yönündeki soruya şu cevabı vermişti: "Babamın parası vardı. Çok zengin değildi; ama yine de iyiydi. (Aileden) çok sıkıntı çekenler oldu. Biz de, başkaları da yardım ettik onlara. Şehzadelerin hepsi zengin değildi. İstanbul'da iken yalıları ve maaşları vardı. Nice'te sıkıntı çeken çoktu. Kimse aç kalmadı."

Annesi ile babasının boşanmasından sonra babası ile Viyana'ya yerleşti. İstanbul'dan ayrılan hanedan mensuplarını orada karşılıyorlardı. Tahsilini Viyana'nın yanında Paris'te de sürdürdü; felsefe ve politika eğitimi gördü. Babası Burhaneddin Efendi ile Viyana'da kaldıkları otele kendilerini ziyarete gelenlerden biri Adolf Hitler'di. Ancak Burhaneddin Efendi, Hitler'le otel odasında değil, lobide görüşüyor; bu diktatör adayına yüz vermiyordu.

Osman Ertuğrul Efendi, ilk defa 1933'te gittiği Amerika'da 60 yıldan fazla yaşadı. Önce Amerika'da bir iş buldu, 1952'de Kanada'da madencilik şirketi kurdu. Güney Amerika'da birçok maden ocağı açtı. Altın, taş, demir gibi madenler arıyordu. Hükûmetler için inşaat işine girdi, yollar yapmaya başladı. İş sebebiyle sık seyahat ettiği için aile mensuplarıyla bir araya gelemiyordu. Bu tarihe kadar hiçbir ülkenin vatandaşlığına geçmedi. Pasaportu olmamasına rağmen birçok ülke vize veriyordu.

Annesi Aliye Nazlıyar Hanım, Burhaneddin Efendi'den boşandıktan sonra İttihatçıların maliye bakanlarından Cavit Bey (İzmir suikastına adı karıştığı gerekçesiyle 1927'de idam edildi) ile evlendi. Bu evlilikten Şiar (Yalçın) adında bir çocuğu oldu. Burhaneddin Efendi 1949'da New York'ta vefat ettikten sonra cenazesi gemi ile İstanbul'a getirildi. Hanedan mensuplarının ülkeye girmesinin yasak olmasından dolayı Burhaneddin Efendi'nin cansız bedeni bile bu yasağı delemedi. Geminin limana yanaşmasına dahi izin verilmedi, yolcular motorla karaya çıktı. Bunun üzerine gemi Lübnan üzerinden Şam'a yöneldi, cenaze Selimiye Camii'ne nakledildi. Defin de askerî törenle burada yapıldı. "Cenazenin alınmaması beni üzdü." diyen Osman Ertuğrul Efendi, Dürrüşehvar Sultan gibi Türkiye'ye küsmedi. Dürrüşehvar Sultan, babası Halife Abdülmecid'in 1944 yılında vefat etmesinden sonra Türkiye'ye gömülmesini arzulamış ancak dönemin yönetimi buna izin vermeyince ülkesine küsmüştü. Vasiyetinde Türkiye'ye gömülmek istemeyen Dürrüşehvar Sultan 2006'da vefat ettiğinde Londra'da defnedildi.

Hanedana mensup kadınlara ülkeye giriş yasağı 1952 yılında, erkeklere ise 1974'te kaldırıldı. Osman Ertuğrul Efendi, o yıl Venezüella'da bulunuyordu. Yasağın kalktığına ilişkin haberi götüren elçi onu maden ocağında bulmuştu. Elçi'nin "Af çıktı. Vatandaşlık için artık başvurabilirsiniz." haberi onu çok mutlu etmemişti. Zira af, birçok suçlu insanı da kapsıyordu. Suçlularla beraber affedilmeyi içine sindirememiş ve "Hiçbir zaman kabahat işlemediğimiz için bizim affa ihtiyacımız yok." demişti.

2004 yılında New York'ta iken önce dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ardından Başbakan Tayyip Erdoğan ile, bir araya geldi. Bu görüşmelerin neticesinde 80 yıl sonra Türk pasaportu aldı. Bunun üzerine, "Çok makbule geçti. Benim açımdan çok farklı oldu. Aslında, pasaportum olmuş olmamış çok önemli değil. Sadece bir resmiyet kazandı. Nitekim, 1974 yılında izin vermişlerdi zaten. Türkiye'ye ilk kez 1992'de geldim." diye memnuniyetini dile getirdi. 1994 yılından beri Osmanlı hanedanına reislik yapan Osman Ertuğrul Efendi, saltanat kaldırılmasaydı padişah olacaktı. Mehmet Orhan Efendi'nin vefatı üzerine reislik 82 yaşında iken kendisine geçmiş ve yaşından dolayı "Çok uzun sürmeyecek." demişti.

Osman Ertuğrul Efendi'nin Osmanlı hanedanlığına mensup olduğu, yaşadığı ülkelerin yönetimi tarafından biliniyordu. Ancak o ne eğitim ne de iş hayatında bu sıfatı kullandı. Hatta Türkiye'de bile hanedanın elinden alınan mirasları geri istemediğini açıkça söylüyordu. Hanedan mensubu olmasından kaynaklanan saygıyı Avrupa ve ABD'de gördü.

'Hanedan geri dönüyor' türünden paranoyalara da karşı çıkıyordu: "Bir kral koyuyorsunuz, müthiş bir masraf. Ağzını açmıyor, bir şey söylemiyor. İdare etmiyor. Bir sembol. Bu memleketin sembole ihtiyacı yok." Politikaya atılması konusunda da net konuşuyordu: "Hiç düşünmedim, politikayla meşgul olmadım. Politika ile ilgili Fransa'da mektebe gittim; ama karışmak niyetinde değilim. İmparatorluk zamanları geçti."

KOMBİ SEÇİMİ

25/9/2009 · Kategori: kalorifer dogalgaz

FAYDALI BİLGİLER

                   Kombi seçiminde dikkat edilecek hususlar.

1- Tam emniyet sistemine sahip olmalidir. Tam emniyet sisteminin içinde:

 

a- 2 ya da 3 manyetik gaz ventili

b- Iyonizasyonla alev kontrolü

c- Düsük basinç kontrolü (presostat veya benzeri sistemler ) özellikleri bulunmalidir. Düsük basinç

 kontrolü olmazsa, gelen gazin basincinin çok düsmesi halinde gaz sizintisi riski dogar. Buna karsi

 da düsük gaz basinci emniyeti olmalidir.

2- Modülasyon: Kaliteli, ekonomik bir kombi, modülasyon kontrolü, yani su ve oda sicakligina göre

alev boyunu ayarlayabilen tipte olmalidir. Bu tür cihazlar on-off kontrollü cihazlara göre önemli ölçü

de tasarruf ve konfor saglamaktadir. Modülasyon yapabilen kombilerdeyse, modülasyon araligi en

genis olan kombiler kullanilmalidir. Bu tür kombilerde en yüksek tasarruf ve konfor saglanir. Bunun

bir baska üstünlügü esanjörün daha düsük sicaklik etkisinde kalmasi ve ömrünün uzamasidir.

3- Sicak su esanjörü: Klasik sicak su esanjörlerinin boyutlari çok ufaktir. Bu cihazlarda esanjörlerde

çok çabuk kireçlenme olmaktadir. Ayrica yüksek sicaklik, korozyona sebep olmaktadir. Bu esanjör

lerin yerine serpantinli mini boyler kullanilan kombiler tercih edilmelidir. Bu sistemde sürekli rezerv

su olmasi, özellikle yaz mevsiminde sicak su ihtiyacina çabuk cevap verilebilmesi avantajini,

dolayisiyla enerji ve sudan tasrruf edilmesini saglar.

4- Modern bir kombi arizasini hata mesajlariyla kullanici ve servise gösterebilmelidir. (Display)

5- Mekanik kontrollü (flowing switch vb. gibi elemanlar kullanilan) kombiler yerine, termostat

kontrollü elektronik kombilerin kullanilmasi, sistemin ihtiyaçlara çabuk cevap vermesi nedeniyle

konfor ve ekonomi saglayacaktir.

6- Bacali kombilerde, mutlaka baca sensörü kullanilmalidir.

7- Kombi cihazlari tesisatta genelde en üst kotta oldugu için, kolay hava tahliyesi yapilabilecek

çözümler tercih edilmelidir.                              

8-  Kombinizin evinizin ısı kaybını karşılayacak güçte ( KW veya kcal ) olmasıdır !!    

9- Aynı güçteki cihazlar arasında secim yaparkende dikkat edilmesi gereken en önemli husus cihaz verimidir !!!                                  

Diğer hususlar da önemlidir ancak ilk iki madde dikkate alındıktan sonra düşünülmesi gereken özellikler olacaktır.                              

                                  

GÜÇ TAYİNİ : Isı kaybı hesapları profosyonel kişilerce yapılması gereken hesaplardır ancak son kullanıcı olarak sizlerin                                   

fiyat araştırması yaparken kullanabileceğiniz pratik bir yöntem de vardır :                                

                                  

İhtiyaç duyulan kombi gücü (KW) = ( Dairenizin metrekaresi (m)  x  Kat yüksekliği (m) x 50 ) / 862                          

                                  

Örnek :                                   

 Daire 150 m2 ve kat yüksekliği 2,7 m                                   

150 x 2,7 x 50 = 20250 kcal                          

20250 / 862    = 23,49 KW kombinin minimum ısıtma gücü 24 KW lık seçilmelidir                            

                                  

VERİM : Piyasada bulunan kombilerin verimleri yaklaşık %90 ile %109 arasında değişmektedir,                               

Alım yapılırken; verimi iyi olan bir cihazın fiyatı, aynı markanın ürünüde olsa  verimi daha düşük olan cihaza göre biraz                        

pahalı olacaktır ancak aşağıdaki örnek incelendiğinde verimi daha iyi olan cihazın zamanla kendini verimi düşük olan                           

cihaza göre amorti edeceği ve sizi düşük yakıt masrafı ile kara geçireceği aşikardır.                             

                                  

Örnek olarak :                        

Gaz birim fiyatı             : 0,61 YTL alınırsa ve                                     

Konut yıllık gaz ihtiyacı : 2000 m3 olduğu düşünülürse                        

                                  

%90 verimi olan bir kombide yıllık yakıt masrafı = 2000 / 0,90 x 0,61 = 1355 YTL                           

%109 verimi olan bir kombide yıllık yakıt masrafı = 2000 / 1,09 x 0,61 = 1119 YTL                         

                                  

Görüleceği üzere yıllık 236 YTL kazanç getiren yüksek verimli kombi yaklaşık 3-4 yıl gibi kısa bir sürede kendini verimi                                   

düşük olan cihaza göre amorti edecek ve diğer yıllarda düşük faturalar karınız olacaktır.                                  

SİMİT PARASI

25/9/2009 · Kategori: genel kultur

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için

sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil
çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali
hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet
zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı.
Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor,
bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.


Öğretmeni, onun bu halini fark etti:


- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?


Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:


- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- Ahmet arkadaşımız var ya...
- Evet, ne olmuş Ahmet'e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi
şeyler koymuyor.
- Eee?
- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse
üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz
de ona verseniz?
 
Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine
koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.
Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu
pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi
niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna
rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini
istemiyordu.


Nurhan Öğretmen:


 - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz
pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş
bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.


Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi
şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir
çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı.
Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.


Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu:


- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı...
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek için...
 
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin
durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil.
İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim
edersin. Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.
 
Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni
insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok
simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit
satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp
güvercinlere veriyor.

İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı
öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu
zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin
olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.
 
Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak
istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.


Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:


- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.
- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için,
ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan
fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.
Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası
kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e
girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
 
Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken
Ali'yi evine yolladı.


Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak
için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde
kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları
eline aldı.

 
Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en
kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu
paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT
paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak
istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.
 
Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif
edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak
yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı... Ağladı... Ağladı.

 
Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp
okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cenneti
satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak' diye
Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne
dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin
şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti
 
Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyi
değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına
bırakabilirsiniz.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alabilirsiniz.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edebilirsiniz.

Önemli olan boş durmamak!...


" Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir ."

Yoğuşmalı Kombi Çalışma Prensibi: Turbo eşanjör sistemi ile atık gaz sıcaklığı düşürülerek yanma sonucu oluşan su buharı sisteme geri kazandırılmakta ve bunun sayesinde de yüksek verim elde edilmektedir.

Kondenzasyon tekniği kullanılan kombilerin standart kombilere göre başlıca farkı, baca gazı ürünlerindeki nem yoğunlaştığında ortaya çıkan buharlaşma gizli ısısının bir kısmının kullanılabilmesi ve ısı geri kazanım kabiliyetleridir. 1 m3 doğalgaz başına 1.5 ile 1.7 kg arasında su oluşmaktadır. 1 kg-su başına açığa çıkan buharlaşma ısısı 539 kcal’dir. Bu enerji gizli ısı olarak anılmakta ve standart kombilerde bu ısıdan yararlanılmamaktadır. Yoğuşmalı kombiler; bacadan atılan gazların içindeki su buharında bulunan enerjiyi, gazları yanma bloğunun içinde tekrar dolaştırmak suretiyle özel olarak dizayn edilmiş kanatçıklara çarptırarak alır ve tesisat suyuna aktarır.

Yanma sonucu oluşan ürünler 1.eşanjörden geçerken içersindeki su buharı yoğunlaşarak, su haline gelir. Yoğuşan suyun enerjisini de 2. Eşanjörde dolaşmakta olan sistem suyu alır. Bu sistemle çalışan kombilerin verimleri standart kombilerden daha fazla olmaktadır. Yoğuşma sonucu oluşan su da, özel bir tahliye borusu ile dışarı atılır.

 

Peki  yoğuşmalı kombiler her daire için tavsiye edilebilir mi? Mesela 125 m 2 daire için yoğuşmalı kombi tavsiye edilebilir mi?

Olmaz diye bir kural yok zaten. ama fiyatlarına bakılacak olursa takmak için iki kere daha düşünmek lazım…

Peki yoğuşmalı kombinin petek metrajı nedir yada standartları nedir daha doğrusu bir standardı varmı..

 Kısaca bahsetmek gerekirse yoğuşmalı kombilerin en verimli çalıştığı aralık normal kombilerin aksine 50C civarıdır.60C nin geçilmemesi tavsiye edilir.Şimdi gelelim petek metrajlarının neden artırıldığında;Normal kombi ile 1mtül petek ile ısınan bir oda düşün su yaklaşık 80 C civarında bir ısı ile petege giriyor.Aynı odayı yoguşmalı kombiden beslenen bir petekle ısıttığımızı düşünelim.1mtül peteğe 60C su giriş yapıyor.1mtulluk 80C su ile dolu petek ile 1mtul 60Csu ıle dolu petek aynı ısıyı vermez.İşte yoğuşmalı kombi kullanılan sistemlerde bu aradaki ısıl farkı gidermek için yaklaşık %20-25 petek metrajını artırmak gerekir.

 

Abdulhamit'in müthiş stratejisi

15/9/2009 · Kategori: Tarih

Gün geçmiyor ki 2.Abdulhamit hakkında ne kadar yanıldığımızı ortaya çıkaran bir bilgi ortaya çıkmasın. İşte o bilgilerden birisi daha...

 

Abdülhamid’in bor’u kaptırmama mücadelesi
Bor madeniyle ilgili yığınla spekülasyon yapıldığını biliyorsunuz. Türkiye’nin, hatta dünyanın geleceği bor madenine bağlıdır diyenler dahi çıkıyor. Bordan uçak gövdesi yapımından füze yakıtına kadar pek çok ileri teknoloji ürününde yararlanıldığı biliniyor.

Hatta hatırlarsınız bor yüzünden 2007 yılında ABD’nin Türkiye ile savaşa gireceği üzerine romanlar bile kaleme alınmıştı. Ancak II. Abdülhamid’in bor madenini yabancılara kaptırmamak için verdiği mücadele pek bilinmez. Bu yazıda arşiv belgelerine dayanarak 10 yıl kadar devam eden bu mücadeleden bazı kesitler sunacağım.

Ancak bilmemiz gereken bir şey varsa bor madeninin Türkiye’de oldukça erken keşfedildiği ve ilk maden çıkarma izninin, daha 1865 yılında, yani Abdülaziz devrinde Desmazures (Dömazür) isimli bir Fransız’a 20 yıllığına verildiğidir. İşte bor madeninin dünyada en bol bulunduğu yerlerden biri olan Balıkesir’in Susurluk ilçesinin Sultançayırı bölgesindeki bu madenin işletme imtiyazı, Hanson adlı bir İngiliz ile Giove (Cove) adlı bir İtalyan uyruklu girişimcinin iştahını kabartır ve onun civarında başka bir madenin imtiyazını almak için harekete geçerler. Fakat Fransız işin peşini bırakmaz ve Mart 1880’de Fransız Elçiliğini harekete geçirerek bunu protesto eder.

Tabii ucu Babıali’ye uzanan işlerden Abdülhamid’in haberdar olmaması düşünülemez. Rekabetin kızışması üzerine madenden başlangıçta yüzde 5 rüsum (vergi) alınırken, bu oran 4 kat artırılmış ve tam yüzde 20’ye çıkarılmıştır. Böylece yabancı şirketlerin işi zorlaştırılmakta, adeta imtiyazını aldıkları bu madenleri kendiliklerinden terk etmeleri arzulanmaktadır. Belgelerden 1884 yılına doğru bor çıkarmak isteyen şirketler arasındaki rekabetin adeta kapışmaya dönüştüğü görülmektedir. Çözüm olarak maden sahasındaki işletmelere “Paydos!” denilmişse de, bu da ortalığın yatışmasına yetmemiştir. Çünkü yasaklamaya rağmen bor, bu defa kaçak yollardan, arpa vs. eşya arasına konularak yurt dışına kaçırılmakta, ocakta bekletilen madenler de ayrı bir gelir kaybına sebep olmaktadır.

Hanson-Cove şirketi ise işin peşini bırakmak niyetinde değildir. Şirket 1887 yılına geldiğimizde Osmanlı maliyesinin de zor durumda olmasından istifadeyle cazip ödeme teklifleri sunarak yeni bor imtiyazları koparmak için uğraşmaktadır. Nitekim bu cazip teklifler Danıştay (Şûra-yı Devlet) tarafından kabul edilmiş olup Bakanlar Kurulu’nca da onaylanmıştır. Şimdi sıra bir kişiyi ikna etmeye gelmiştir. Kim olduğunu tahmin ettiniz sanırım: Sultan Abdülhamid. Ondan da bir “irade” koparıldı mı, iş tamamdır.

Başbakanlıktan Yıldız Sarayı’na yazılan ve iki harita eklenerek gönderilen tezkerede bu hususta Padişah hazretleri her ne emir ve ferman buyururlarsa onun hükümlerine göre hareket edileceği belirtilmekteydi. Takvimler, 9 Şubat 1887’yi gösteriyordu. Bu tarihten 3 ay sonra, 20 Nisan 1887 tarihli bir başka belgeden öğreniyoruz ki, saraydan bu konuda herhangi bir emir çıkmamıştır. Çünkü Sultan II. Abdülhamid, Nuh demiş, peygamber dememiştir. Bu yabancı şirketlere bor imtiyazını kaptırmamaya kararlıdır ve bu yüzden Babıali’nin kararını imzalamayıp savsaklamakta, tabir caizse buza yatırmaktadır.

Su uyur düşman uyumaz, derler. Şimdi İngiltere Büyükelçisi devrededir ve türlü övgüler düzerek Abdülhamid’den yardım istemektedir. Ancak Osmanlı çıkarlarına aykırı olduğuna inandığı bu irade bir türlü çıkmaz. Çünkü Abdülhamid, bor madeni üzerinde oynanan oyunların farkında olacak kadar uyanık bir yöneticidir.

Nihayet Yıldız Sarayı’ndan beklenen karar, 1889 yılında yine aynı yerde başka bir bor madeninin imtiyazı için çıkar. Bilin bakalım kime? İngiliz veya İtalyan girişimcilere değil elbette. Aşağıda orijinalini verdiğimiz belgeye bakılırsa Abdülhamid, artık bor madeni imtiyazlarını yerli üreticilere, özellikle de kendisine yakın olan paşalara vermeye başlamıştır. Bunun amacı da elbette bu değerli madenin kendisinin kontrol edebileceği insanların elinde durmasıdır. Zaten kapitülasyonlarla başı yeterince dertte olan devleti yeni bir sorun yumağına daha gömmemektir.

İşte Başbakanlık Arşivi’nde bulunan (Yıldız Prk. Bşk. Dos.16/ Göm. 53) o belgenin sadeleştirilmiş hali:

“Hüdavendigâr vilayetinde, Karesi sancağında, Fart nahiyesinde, İldiz ve Aziziye köyleri civarında, doğusunda Ilıca yolundaki Kapalıdere içinde Sulucek mezarlığı ve kuzeyinde Sulucek ince yolu boyunca Arnavud Ağılı ve Germe Kaya ve batısında Küplü deresindeki köprüye ve oradan da Sultançayırı’ndan gelen caddede biri İldiz’a ve diğeri Hanson-Cove şirketine giden yoldan kesildikleri noktaya kadar ve güneyinde söz konusu noktadan adı geçen şirketin sınırı boyunca Kapalıdere’de sonlanan sınır dahilinde yaklaşık olarak 1500 dönüm arazide çıkacağı düşünülen borasit madeni imtiyazının usul ve nizamı dairesinde padişah hazretlerinin değerli yaverlerinden ve büyük mareşallerinden Fuad Paşa hazretlerine verilmesi onun verdiği dilekçe üzerine çıkan padişahın irade-i seniyyesi gereğidir. 23 Ağustos 1889.”

119 yıl bile geçmiş olsa Abdülhamid’den çıkıp uçak gövdesindeki bora dokunabilirsiniz.

(Son belge hariç, diğer bilgiler Hayri Mutluçağ’ın “Belgelerle Türk Tarihi Dergisi”nin Ekim 1967 tarihli ilk sayısındaki yazısından yararlanılmıştır.)

Sultan 2. Abdülhamit

15/9/2009 · Kategori: Tarih

2. Abdülhamit katili "parmağından" tanırdı...

Fotoğrafçılığa merakıyla tanınan 2.

Abdülhamit’in, insanları bazı fiziksel özelliklerine göre değerlendirdiği ortaya çıktı. Özel doktoru

Atıf Hüseyin Bey, TTK arşivinde yer alan hatıralarında 2. Abdülhamit’in "başparmağının ucu,

işaret parmağının orta boğumundan uzun kişilerin cinayete eğilimli" olduğuna inandığını

belirtiyor.

Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Metin Hülagü,

2. Abdülhamit’in doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Türk Tarih Kurumu (TTK) arşivindeki 12 küçük

defterde yer alan anılarını, "Sultan 2. Abdülhamit’in Sürgün Günleri, Atıf Hüseyin Beyin

Hatıraları" adıyla yayınladı.

Doç. Dr. Metin Hülagü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doktoru Atıf Hüseyin Bey’in

anılarında, 2. Abdülhamit’e ilişkin ilginç bilgiler verildiğini söyledi.

Osmanlı hanedanının yaşamında, kafes hayatı ve kardeş katli gibi sıkıntılar bulunduğunu

hatırlatan Hülagü, Abdülhamit’in yetiştiği ortam nedeniyle şüpheci bir insan olduğunu belirtti. Bu

sıkıntılar nedeniyle şehzadelerin hatta, padişahların çoğunun bazı ruhi dengesizlikleri

bulunduğunu kaydeden Hülagü, "Ölüm korkusu yaşadıkları için şüpheci ve endişeli olduklarını"

söyledi. Hülagü, şunları kaydetti:

"Abdülhamit de herkesten şüpheleniyor ve o nedenle de çok tedbirli. O dönemdeki Ermeni

olayları da bunu tahrik etmiş görünüyor.

2. Abdülhamit’in sürgün günlerinde, 1909’da iktidardan uzaklaştırılıp

Selanik’e götürülmesi sırasında emrine verilen doktorun Abdülhamit’le ilgili hatıralarında bu

konuya yer veriliyor.

Atıf Hüseyin Bey, hatıralarında Abdülhamit’in okuduğu romanlardan birinde ’başparmağının

ucu, işaret parmağının orta boğumundan uzun kişilerin cinayete eğilimli" olduğunu okuduğunu

kendisine ilettiğini anlatıyor. Atıf Hüseyin Bey, ayrıca Abdülhamit’in bunun için hapishanedeki

cinayet mahkumlarının fotoğraflarını çektirdiğini ve bu görüşün doğru olduğunu gördüğünü

belirttiğini söylüyor. Bu anılara göre, Abdülhamit’in kişilerin simalarından, yapılarından, el, kol

yapılarından, o insanların ruh halini veya fikri yapılarını anlamaya çalışan bir bakışı var." Doç.

Dr. Hülagü, Dr. Atıf Hüseyin Bey’in hatıralarının, 2.

Abdülhamit’in kızı Ayşe Sultan’ın hatıralarıyla örtüştüğünü de kaydetti.

2. ABDÜLHAMİT VE FOTOĞRAFÇILIK

Öte yandan, Mehmet Bahadır Dördüncü tarafından hazırlanan ve Yitik Hazine Yayınları’ndan

piyasaya çıkan "2. Abdülhamit, Yıldız Albümleri Mekke-Medine" adlı kitapta da 2. Abdülhamit’in

fotoğraf merakıyla ilgili ilginç bilgilere yer veriliyor.

Osmanlıda fotoğrafçılığın en büyük destekleyicisinin Sultan 2.

Abdülhamit olduğu belirtilen kitapta, dünya dengelerinin tamamen Osmanlıların aleyhine

döndüğü bir devirde tahta çıkan sultanın, "Devlet-i Aliye" topraklarında gerçekleşen bütün

hadiseleri öğrenmesi için fotoğrafı bir anlamda saray dışının aynası olarak kullandığı ifade

ediliyor. "Fotoğraflar sayesinde hükümdarın, Mısır’dan Balkanlara, Arabistan’dan Kafkaslara

kadar geniş bir coğrafyayı tanıma imkanına sahip olduğu" kaydedilen yazıda, Abdülhamit’in

"Her resim bir fikirdir. Bir resim yüz sayfalık yazı ile ifade olunamayacak siyasi, hissi manalarıtelkin eder. Onun için ben, tahrir-i mündericattan (yazılı bilgilerden) ziyade resimlerden istifadeederim" sözüne de yer veriliyor.

2. Abdülhamit’in aynı zamanda büyük bir insan sarrafı

(fizyonomist) olarak kabul edildiğine işaret edilen yazıda, "İddialara göre tahta çıkışının 25.

yılında hapishanelerdeki mahkumların fotoğraflarını çektirmiş, altına mahkumiyet sebeplerini

yazdırmış ve bu fotoğraflardan seçtiği mahkumlar için af çıkarmıştır.

Yine iddialara göre, askeri okula kayıt olacak çocukları da fotoğraflardan seçmiştir" deniliyor.

ÖZEL DOKTORU ANLATIYOR...

Yazıda, 2. Abdülhamit’in özel doktoru Hüseyin Atıf Bey’in, "padişahın suçlu resimlerini

inceledikten sonra parmak uzunluklarına göre kişilerin cinayet işlemeye eğilimli olup olmadıkları

görüşünü bu fotoğraflarla ispatladığına" ilişkin şu sözlerine yer veriliyor:

"Sözü canilere getirdi: ’Bir İngilizce kitabın tercümesini okumuş idim. Çünkü vaka-yı cinaiyeye

(cinayet vakalarına) merakım vardır. O kitapta canilerin ekserisinin başparmağının ucu şahadet

parmağının ortadaki boğumunu geçiyor, çok uzun oluyor. Elleri yabani bir hayvan pençesi

şeklini alıyor diye görmüş idim. Merak bu ya, o zaman emrettim. Hapishanelerde ne kadar kanlı

katil varsa hepsinin fotoğraflarını aldırdım. Filhakika başparmak hemen hepsinde uzun idi.

Hem de her şeyi benziyor. Lakin eller her şahısta başta şekilde oluyor. Avrupa’da bundan

bi’l-istifade canilerin resimlerinden bi’t-tatbik erbab-i ceraimi (suçluları) yakalıyorlar’ gibi

hikayelerde bulundu." 2. Abdülhamit döneminde çekilen ve "Yıldız Albümleri" olarak

anılan toplam 911 albümde 36 bine yakın fotoğraf yer alıyor.

Albümlerin önemli bir kısmı, Mühendishane-i Berri-i Hümayun’dan mezun olan gençlerin çektiği

fotoğraflardan oluşuyor.

Kendisi de bizzat fotoğraf çeken 2. Abdülhamit döneminde fotoğrafçılığın büyük bir gelişme

gösterdiği belirtiliyor.

Gerçek Abdulhamid’in İzinde

15/9/2009 · Kategori: Tarih

Devlet başkanının verdiği kararlarda kişiliğinin payı önemlidir. Abdulhamid’in şahsi hayatını belirleyen en önemli konu, henüz yedi yaşındayken annesinin vefat edişidir. Bu erken gelen ölüm ve anne sevgisinden mahrum halde sarayın entrika dolu rekabet ortamında büyümek onun karakterinde bir çekingenlik, şüphecilik ve hatta soğukluk yaratmıştır. Fakat sık vurgulanan bu niteliklerinin yanında Abdulhamid’in pek üzerinde durulmayan ince tarafları, derin bir güzel sanatlar ilgisi de vardır.

Hassas bir yapıya sahip olan Abdulhamid inançlıdır ve Karpat’a göre bu inancında samimidir. Birçok batılı ve yerli yazar Abdulhamid’in dinciliğinin sahteliğini, kötü bir müstebit olarak dini kendi amaçları için kullandığını iddia etselerde vesikalar ve hatıratı samimi bir inanan olduğunun kanıtlarıyla dolu­dur. Çok bilgili olmasa da, hayatı seven, canlı, hareketli biridir. Gençliğin de birçok şey den zevk alma­sını bilmiş, bu nedenle de kendini yeterince yetiştirememiştir. Hatıratında bundan duyduğu üzüntüyü itiraf etmiştir. Tüm bu renkli şahsiyetiyle beraber mevkiinin ana gereklerini yerine getirmeye çalışan bir in sandır. Daima kendine teslim edilen tahtı ve devleti, bütünüyle ve hürriyetiyle koruyarak kendin­den sonrakilere devretmek kaygısı gütmüştür ve bu onun bir Osmanlı devlet adamı olarak geleneğe ve atalarına bağlılığını göstermektedir.

Onun müstebit siyaseti alabildiğine şişirilmiş ve adı Batı da “Kırmızı/Kızıl Sultan” olarak kalmışsa da bu, Karpat için 93 Harbi’nde devletin büyük mağlubiyeti nedeniyle idarenin tekelde toplanması zaruretinden dolayıdır. Buna göre bugünkü demokratik görüşlerle Abdulhamid’in 1876 Anayasası’nı rafa kaldırmasını ve Meclis-i Mebus an’ı dağıtmasını bağdaştırmamıza imkân yok tur; ancak söz konusu istibdat idaresi bu gün anladığımız manada zulüm ifade etmez. Zira siyasî bir istibdat olmakla bera­ber siyasî olmayan her konuda kitaplar, makaleler yazılmış, istibdat dâhil, bugün tartıştığımız ve mo­dern saydığımız meseleler, o dönemde de dergi ve gazetelerde tartışılmıştır. Gerçek manada yeni tip matbuat/basın hayatı da Abdulhamid devrinde başlamıştır.

Onun siyasî kişiliğinde bir diğer önemli mesele devleti azami derecede merkezileştirmesidir. III. Selim’den itibaren Osmanlı’da büyük bir bürokrasi geliştirilerek, en ücra köşelere kadar devletin gücü hissettirilmiştir. Abdulhamid ise sarayı, tekrar merkez ve ana karar mercii haline getirmiştir. Karpat’a göre dağınık otorite ile iş görülemeyeceğinin anlaşıldığı o günün koşulların da, bu çeşit bir merkezileştirme önemlidir ve bu idarî karar, demokratik değilse de pratik bir önemi haizdir.

Osmanlı’da ilk bürokratik reform, yani modern ölçülere göre işleyecek bir bürokrasinin yaratılması da yine onun devrinde gerçekleşmiştir. İlk defa sivil ve askerî bürokrasi ayrılmıştır. Abdulhamid devri boyunca idarenin sivil olduğunu söyleyen Karpat’a göre, İttihat ve Terakki devrinde bu yapı bozulmuştur.

Bu dönemde eğitim alanında da büyük çapta reformlar gerçekleştirilmiş, eğitim genişletilip düzenlenmiştir. Asrın sonun da okuma yazma yüzde si %15-17’ye çıkmıştır ki o devir için çok büyük bir rakamdır. Yine bu dönemde açılan meslek okullarında sadece doktor, mühendis yetiştirmekle kalınmamış; yeni bir okumuş intelijensiya oluşturulmuştur. Eskiden olduğu gibi dar bir sınıftan değil, ço­ğunlukla taşradan getirilen talebelerle, büyük sosyal devrimlere yol açan bir “socialmobility” başlamıştır. Karpat’a göre demokrasinin başlangıcı oradadır, demokrasinin varlığı yalnız seçimlerle değil, halkı temsil eden kimselerin yükselerek karar mercii olmalarıyla sağlanır. Karar merciine geçip Abdulhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakki kurucularının büyük yüzdesi İstanbul dışında doğmuş tur, Cumhuriyeti kuranlar Abdulhamid’in bu mekteplerinde yetişmiştir.

Dönemin iktisadî politikalarını da değerlendiren Karpat, Osmanlı’nın son iki yüzyıldır ana meselesi olan miri araziler ve özelleştirmelerle ilgili önemli adımların tam manasıyla Abdulhamid devrinde atıldığından bahsetti. Pazar ekonomisine giden dönüşü olmayan yolda, arazinin özelleştirilmesi, yeni teşebbüslerin ortaya çıkması ve ekonomik hayata Müslümanların katılması onun devrinde olmuş, İttihat ve Terakki devrinde ise bu daha çok millî bir veçheye büründürülmüştür.

Abdulhamid’in, Osmanlılığa mı, Türklüğe mi, Müslümanlığa mı önem verdiği sorusunun cevabıyla konuşmasını noktalayan Karpat’a göre, Abdulhamid ırk cihetinden, pek çok Osmanlı Sultanı gibi Türk değildir. Ancak Osmanlı, yüzyıllar içinde kendine has kimliği olan bir medeniyet yaratmıştır. Irkın fev­kin de yer alan bu kimliğin dili Türkçe olsa da, Türk terimi İslâm’ı içerdiği halde Osmanlı’yı ifade etmektedir. Türkiye’yi anlamak için bu tür kimlik meseleleri şuradan buradan kopya edilmiş milliyetçilik teorileri ile değil, olduğu gibi, toplumun yaşamı esas alınarak korkmadan değerlen dirilmelidir.

Son derece verimli geçen konferansı boyunca Karpat, Osmanlı’yı toplumun değişimine nezaret ede­rek modern yollara sokan ve bugünkü Türkiye’nin sosyal, kültürel temellerini hazırlayan bir hükümdar olarak Abdulhamid’in tarihte ki yerini alması gerektiğini defaatle vurgulamıştır.


YOĞUŞMALI KAZAN NEDİR? NASIL ÇAILIŞIR?

 

Yoğuşmalı kazanların çalışma prensibi hemen hemen normal fanlı cihazlar gibidir. En önemli fark ısı eşanjörlerinin yakıcıdan ve baca gazlarından daha fazla ısıyı absorbe edebilecek yapıda daha büyük bir alana sahip olmasıdır. Ana eşanjör, kazan dönüş suyu sıcaklığı yeteri kadar düşük olduğunda baca gazlarını 54 C0 nin altına düşürecek ve baca gazlarını soğutabilecek özelliğe sahiptir. Sıcaklığı 54 C0 nin altına düşürülen baca gazları içerisindeki su buharı yoğunlaşır ve su buharı içersindeki gizli ısı geri kazanılarak kazanda kullanılır. Eğer bu kazanım yapılmamış olsa bu ısı baca gazları ile atık ısı olarak atılacaktır.

 

Baca gazlarında içindeki su buharı 54 C0 de yoğuşmaya başlar.yoğuşma olabilmesi için kazandan geri dönen suyun sıcaklığının 50 C0 nin altında olması gerekir. Bu tip kombilerde geçerli olan en önemli kural, kazan dönüş sıcaklığı ne kadar düşük ise kazan verimi o kadar yüksektir. Bu nedenle yoğuşmalı kombilerin uzun süre ve düşük sıcaklıkta çalışacak şekilde tesisat tasarımı çok önem kazanmaktadır.

 

BACA GAZLARI BİLEŞİMİ

 

Doğalgaz Metan ( CH4 ) ve Hidrojen ( H2 ) karışımından oluşan bir gazdır. Az miktarda sülfür içerir ( S ). Hava ise Oksijen ( O2 ) ve Azot ( N2 ) karışımından oluşur. Yanma reaksiyonunda doğalgaz ile havanın birleşmesi sonucu;

 

CH4 + H2(+S) + O2 + N2 > H2O + CO2  (+H2SO4 + NO + NO2)

 

Su ve karbondioksit oluşur. Yoğuşma sonucunda yanma ürünleri arasında azot oksit, azot di oksit ve sülfirik asit yer alır. Yoğuşan su asidik özelliği olduğu için sifon ve bağlanacağı tesisat korozyona dayanıklı olmalıdır. Asidik özellikli H2SO4 ün pH değeri 3,5 civarındadır. Limon suyunun 2,5 , sirkenin 3 pH değerinde olduğu dikkate alınırsa yoğuşuk sıvı bunlardan daha az asidiktir ve evsel atık su sistemine atılabilir.

BRÜLÖR

 

Yoğuşmalı kazanlarda kullanılan brülörlerin en önemli ortak özellikleri;

 

Ø      Yüksek verimle çalışmaları,

Ø      Geniş modülasyon aralıkları,

Ø      Servis ve bakım kolaylığı dikkate alınarak tasarlanmıştır.

 

Geniş kapasite aralığında yapılan modülasyonla konutun o anki ısınma ihtiyacına göre gerekli ısı enerjisi en verimli şekilde üretilmekte, böylece hem yakıt ekonomisi hem sürekli sağlanan yanma ile dur-kalk işletmesi olarak adlandırılan çalışma tarzından kurtulmuş temiz bir yanma elde edilmiş olmaktadır.

 

MODÜLASYON VE ÖNEMİ NEDİR

 

Yanma için en önemli iki unsur yakıt ve havadır. Bir brülörden konutun o anki ısı gereksinimine göre uygun yanmanın elde edilebilmesi iyi bir elektronik algılama ve kontrol sistemi ile hava ve gazın ayrı kontrol edilmesi tam modülasyon için önem kazanmaktadır.

         Modülasyon; ihtiyaca göre brülör gücünün ayarlanması olarak tanımlanır. Modülasyon ile brülörün dur-kalk çalışması engellenir, ısıtma konforu arttırılır, sistem kayıpları minimize edilir ve ateşleme esnasında oluşan zararlı madde emisyonları azaltılır.

 

FAN

 

Sistemin en önemli iki elemanı fan ve gaz valfidir. Değişken hızlı fan, gerekli devir sayısını sağlayan sinyali, dış hava sıcaklığını referans alan ve yanma için gerekli hava miktarını sağlayacak optimum fan devir sayısını elektronik regülasyon sisteminden alır. Sinyal konutun o anki hava koşullarında ısıtılabilmesi için gerekli olan enerjiyi temin edecek yanmayı sağlayacak hava miktarına göre fan devrini ayarlar. Değişken hızlı, DC motorlu kazan besleme fanı elektrik tüketimini klasik kazanlara göre %15-50 arasında azaltmaktadır. 


« Önceki ::

OKTAY VURAL